abhazya Şiirleri

Abhazya Şiirleri



Abhazya

Dünya gözü ile bir kez görmedim,
İçimde bir ateş yanar Abhazya.
Dağlarının zirvesine ermedim,
Soyumda soyu var çeker Abhazya.

Yeşili, Mavisi dile destanmış,
Dedemler bombayla göçe zorlanmış.
Tarihe sığmayan şeyh Şamil varmış,
Kanımda kanı var çeker Abhazya.

Bu zulüm Rusların yüzler karası,
Açılmaz Abhaz la Abhaz arası.
En son kendinedir onun duası,
Dillerim bir tesbih çeker Abhazya.

Duyarlı kardeşim, bana ne demez,
Kimsenin hakkına gözünü dikmez.
Ölürde zulüme boynunu eğmez,
Her dönem şanını yazar Abhazya.

Biz orda, biz bur da bütün yarısı,
Herkes saygısından tanır Abhazı,
Çalan Akardion ve de tahtası.
Gönlümde bir meltem eser Abhazya.

19.10.2007

Ahmet Doğan






Nevruz



Giyilsin elbiseler, düğünümüz var bugün
Mart yirmi bir olunca hep yaparız biz düğün
Odun getirin odun yakalım şu ateşi
Bu nevruz bayramının dünyada yoktur eşi
Yansın nevruz ateşi, üstünden atlayalım
Dertlerden uzaklaşıp biraz rahatlayalım
Bu bayramda şenlenir, dünyada Türk ulusu
Taptaze çiçeklerin ne güzeldir kokusu
Ne güzelde geliyor uzaktan davul sesi
Oynattıkça oynatır, şenlendirir herkesi
Kürt, Türk, Laz, Çerkez, Abhaz biz hepimiz kardeşiz
Bir batında doğurdu, anamız bizi beşiz
Kelebekler uçuyor, kuşlarsa cıvıl cıvıl
Kutlu olsun bu bayram tüm Türk’lere velhasıl

Fahri Yılmaz







AYNADAKİLER'den -
Attila Şanbay (Abhaz Kanı)


.....
''Sen hiç kılıç kullandın mı? '' diye sordu Melodi. Gözlerinde, bir erkeğin gücünü ispatlamasını isteyen ve bunu görmeyi bekleyen, o kadınsı baygınlık belirdi bir anlığına.

Volkan heyecanlandı. Duraksadı. Hiç kılıç kullanmamıştı ama ne de olsa damarlarında Abhaz kanı taşıyordu. Genetik mirasla kendisine geçen bilgi aktarımı sayesinde, kılıç kullanmakta ve gerekirse bir savaşçı gibi davranmakta başarısız olmayacağını düşündü. Yüzüne kendine güvenen bir ifade yerleşti.

''Hayır ama gerekirse kullanabileceğimi sanıyorum,'' dedi gülümseyerek.

..... (AYNADAKİLER)

Attila Şanbay





Çanakkale


Rumeli,Çukurova,Haymana,Karadenizdir yiğitlerin künyesi
Kolkoladır Efe,Çerkez,Dadaş,Yörük,Kürd, Abhaz
Yıkılmaz,zerre dahi sarsılmaz,çelikten hepsinin bünyesi
Zafer tutkusudur onları yaşatan; o ilahi haz

Cesaret abideleri ilk emirle, tereddütsüz ileri atıldılar
Yegane korkuları, vatan uğruna ölememek korkusu
Etrafa ölüm yağdırırken acımasız bataryalar
Sardı dört bir yanı ' Allah' nidalarının uğultusu

Diş dişe, tırnak tırnağa, göğüs göğüse boğuşmalar,çarpışmalar
Mücadeleler, ölümler ve ne destanlar yaşandı erkekçesine
Namustur askerine vatan toprağı, hayadır ve de ar
Boğaz çayırları mezar oldu aziz yurdumun nicesine

Göğsünde iman halkası,üstünde millet hırkası taşıyan er
Şehadet arzusu ile koşar; hakkıdır en müstesna onur
Öyle bir hissiyat ki bu; ölüm korkusunu siler
Peygamber ışığıdır yansıyan; öpülesi yüzündeki o nur

Arslanca savaşan neferim; vurulup öldüğü an
Yüzünde tebessüm ile Rabbine kavuşur
Arda kalanların payına matem,gönüllerine hicran
Mübarek eller,mezarsız Mehmetlere dualarda buluşur..

Veli Başkurt







Abhazya canlar ülkesi



Bağımsız ruhlu cesur kafkas halklarından Abazalar,başka bir devletin esareti olmadan yaşamaya layık bir millettir...
Abazalar, terbiye, disiplin ve misafirperverliğiyle tanınırlar..
Ruslar, hiç hakları olmadığı halde binlerce yıllık vatanlarını,işgal etmeye kalkmış ve bu uğurda,ABAZALAR çok şehit vermişler..
Yüzelli yıl kadar önce dedelerimiz, Rusların bu zulmünden sonra,
vatanlarından zorunlu göçe tabi tutulmuşlar,Osmanlı bunlara kucak açınca Türkiyeye göçe karar vermişler...
Çoluk çocuk hep beraber gemilere bindirilmiş, yollarda çok eziyet çekmiş çok ölü vermişler...
Yapacak başka bir şey olmadığından ölülerini denize atmışlar...
İşte, o zamandan beri, bir çok Abaza, bizim insanlarımızı balıklar yedi diye, balık yemezler...Burada kendi ülkelerinde ki gibi yaşadıkları halde
Çoğunun aklı hala canlar ülkesi Abhazyadadır...

Apsını, benim canım ülkem abhazya canlar ülkesi..

Not..Apsını, Abaza dilinde canlar ülkesi demek..

Kafkasya halkları
Kuzey kafkas halkları,incelenmesi oldukça güç ama konuyla ilgilenenleri
cezbeden halklardır...
Çerkes karadenizden hazar denizine kadar olan kuzey kafkasya topraklarında yaşayan halkların ortak adıdır...
Çerkes gurubunu oluşturan haklar, günümüzde on ayrı dil ve bunların lehçelerini kullanırlar...Abaza, Adige, Asetin,Çeçen, Avar ve diğerleri ayrı diller konuşur ancak aynı toplum kurallarına bağlıdırlar...
Çocuklarını benzer şekilde terbiye ederler...Çerkes kuzey batı Kafkasyada yaşayan Adige, Abhaz,Ubuh halklarının ortak adıdır...
Ülkemizdeki halklar ve kültürel mozaiğinin renkli bir taşını oluşturan Çerkes halkı,daha yakından incelendiğinde,kendi bünyesinde de ayrı rengin farklı tonları olarak niteleyebildiğimiz yeni bir mozaik görüntüsü verir,
.
21 mayıs pazartesi saat 11.59

Lamia Canay





Seni Çoook Özlüyorum


Kollarımı açarak, sevgimi izah etsem.
Ne kadar gerdi isem, arkada kavuşmadı.
Bilmiyorum hangi söz, hangi dille belirtsem.
Seni anlatacak dil, dünyaya ulaşmadı.

Ne Türkçe, ne Almanca, ne de Abhaz lisanı.
Üçünü karıştırsam, tasfir edilemezsin.
Belki bin dil bilinse, senin gibi insanı.
Bu sefer anlatmaya, akıl erdiremezsin.

Ne kollarım kavuştu, ne ben kavuşabildim.
Onsekiz bin alemde, en güzel namahremim.
Ne aşkımı anlattım, ne de savaşabildim.
Seni ellere verdim, olamadın mahremim.

Şu an kollarım açık, özlemle bekliyorum.
Bir gün görürsem seni, sana sarılacağım.
Zor da olsa sabırla, güne gün ekliyorum.
Kollarımı kitleyip, sımsıkı sıkacağım.

Koklayacağım seni, onun da tarifi yok.
Bakacağım hep sana, doymak bilmeyeceğim.
Kalbimin atışları, artacak daha da çok.
Ahh bir de o an ölsem, inan sevineceğim.

Cihat Adleyba









Abhaz Kizi



Dilini kana bulama Abhaz kizi
Bana gecmisi hatirlatma.
Günesin ilik bir sonbahar aksamindaki
batisini anlat.Battigim gibi.
Anlat ki kirdigim aynanin parcaciklarina
bakip yüzümdeki sekilsiz ve semalsiz
halimi göreyim.Cözeyim ki anlamsiz bakislarimin
kaybedilmis mimiklerimin, kara sari benzimin
suclusunu paramparca ruhum olarak göstereyim.
Elini kana bulama
Sana salih verilecek tek gül'ü düsün.
Zira önünde duran yontulmamis bir odundan
yapilma kalas kirintisi degilmi?
Mevsimler boyu yagan yagmurla dahi arinamayana
tükürmek ne fayda! Sakla kendine
birgün yine benim gibi biri karsina cikar diye.
Gözlerini kana bulama
Ebedde verilecek o gülün damlalari yaparsin.
Sök at cigerinden vicdanina ragmen vefasizi
Öyle derin bir nefes al ki solugun dönmemek
üzere buharlastirsin beni yok etsin.
Yasadiklarini eski bir defter gibi karistirarak
hayatini kana bulama.Gelecek bugün
ihanetsiz mutlu bir yasam senin.Bogulayim beni kana bula.
Bugün gec oldu ve yarin diye birsey
var düsüncesini kafamdan sileyim.Yasamayi ögrenmeden
hayata eslik etme fikrimden vazgeceyim.
Sensizligin gölgesine tekrar asik olmak hevesiyle
avunurken,kalbime sinen o ilk bakisini hatirlayip
tamamen cürüyeyim.Kendi kalbime sapladigim hancerle
hergün damla damla öleyim.

Olgun Özdemir






Yeşil Hendek



Atalarım Türkistan’dan adını getirmiş
Anadolu’da yurt olmuş Sakarya’da Handok
Salman Dede, Sarı Dede, Keramali Dede
Vahap Dede, Eren türbesindeki dervişler
Işık saçmış Cennet toprağında Hendek

Bayraktepesi’nde Ay yıldızlı bayrağın altında
Kafkasyadan, Balkanlardan gelen muhacirler
Manav, Abhaza, Çerkez, Laz, Gürcü
Gazi olmuş, Şehit olmuş Anadolu’da
Minarelerden tekbirler sarıyor çarşıda
Birlikte ağlamış, birlikte gülmüş Hendek

Nuhveren Boğazı’nda hain pusu kuruldu
Her taraf karayılan, çıyan sardı yurdu
Asiler Kuvayı Milliye’ye karşı düşmanla bir oldu
Şehitlerin kanları nisan yağmuruyla yundu
Büyük cami avlusunda çınar altında bir anıt
Unutulmadı Binbaşı Şehit Mahmut Nedim Hendek

30 Ağustos 1929 ‘da
Türk Hava Kuvvetlerine
Anadolu’nun ilçelerinden illerinden
Gönüllerden göklere uçtu tayyareler
Bayrak tepesinden, dağlarından, ormanlarından
İki çelik kartal katıldı, Yeşil Hendek’ten.

Güneyinde Keremali dağı, Kuzeyinde çam dağı
Cennettir Dikmen ve Çiğdem yaylaları
Gümüş sular, zümrüt ormanları
Renkler çeşitleri içinde inci gibi ışıldar
Manzaralar sizi çeker, size güler
Tabiatın sonsuz güzelliklerine gömülür Hendek

Grubu mehtabı sabahı
Hep cazibe ve renk dolu
Lapa, lapa yağan karın,
Şarıl, şarıl yağan yağmurların
Şırıl şırıl akan derelerin
Serin serin esen bir yelin
Hazin hazin öten kuşların
Yaradan bu diyara ne güzellikler vermiş Hendek

Çam dağının koyu nefti yamaçları
Uludere, Aksu, Dilsiz çayının, füsunkâr safaları
Haraklı şelalesinin heybetli şakırtıları
Rengârenk mis kokar çiçekleri
Zemzem tadında içilir memba suları Hendek

Sulu pirinçli köfte, yaprak sarma dolması,
Sütlü üzüm, cevizli tavuk, soğan oturtması
Agudırşısı,sızbal,abısta,haluja, laz böreği
Abhaz,laz,Gürcü,Arnavut yemekleriyle ünlüdür Hendek

Verimli sulak topraklarında
Mısır, buğday, şeker pancarı
Ne güzeldir elma, fındık bahçeleri
Ovasında sığır, yaylarında koyunları
Ticaret merkezinde kurulur Pazaryeri
Organize sanayisi ve fabrikalarıyla gelişiyor Hendek

Fikri Demirtaş





Naz


Aşığı usandırır fazla naz
Derler de gönül ferman anlamaz
Dilimi döndüremem izaha
Halimi dinler isen ezgi saz

Faşedip belledemem hisleri
Başedip halledemem sisleri
Ağlardı anlatsaydım külaha
Sükutun izbesinde öz dilbaz

Yayıldın ur misali bünyemde
Sarsıldım hizam kaydı gönyemde
Söktürsen dilim dilim cerraha
Edilmez göğsümdeki giz ibraz

Ruhumla oruçluydum nehrine
Tutuldum ceyhun akan zehrine
Buyurmuş susuzlara fukaha
Unutup içmeyinen bozulmaz

Ezginim yorgun düşkün güç ferim
Sürgünüm hasretine seferim
Ardımdan davran ister silaha
Arımdan serdedemem söz ikaz

Uğruna diyarları aşarak
Geçerdim deryaları koşarak
Gamzende tuzak kurdun seyyaha
Bendettin çukuruna düzenbaz

Yakıştı üzerime gam keder
Yağıştı kış bahara gül heder
Kuruyup yapıştığım cenaha
Kazıdın yara yara iz enkaz

Yüreğim dört yan açık bir saha
Sev-sevme, lüzum olmaz miftaha
Av diye kısmetinde siftaha
Fallarda hep ben miyim kız şahbaz

Sinemi dalga dalga köpürttün
Elimde varım yoğum süpürttün
Ismarla kuşbaşımı tamaha
Kanadım düşene dek az-aymaz

Tükettin takatime takettin
Ne takdir ne teşekkür hakettin
Yem taktın gem azında iştaha
Tıkın da, acımdan bık bez boğaz

Cemalin benzer aya pür ışık
Meğer ki içindeymiş kırışık
Vahşette aşık attın timsaha
Değer mi yutar gibi kuzu kaz

Endamın sanıyorsan kaybolmaz
Ne yapsan bu edayla aybolmaz
Kellemi bahşiş yolla meddaha
Saklarım serde bir sır koz gammaz

Zengindim heybelerim tam takır
Haybeden keyifliydim tım tıkır
Boyadın talihimi siyaha
Aynamda ne menemsin süz tıknaz

Kör imiş aşkın gözü neyleyim
Avutup kanlı yaşın eğleyim
Biçmişsen hatırama yok paha
Cezam kes, hiçlikte et tez infaz

Dağlasan alev alev koynumu
Eğemem kıldan ince boynumu
Madem ki mahkemendir mezbaha
Satırla dilsen kölen ımzımaz

Zayettin ten binamda harcımı
Dayanmak bu talana harcım mı
Nem kaldı canım hariç al aha
Kendimden geçtim şu dem hızla vaz

Zavallın üzüldümü ne kârın
Alayı dizildimi efkarın
Ecelle kıyıldığım nikaha
Ömrünce şükrün artık poz namaz

Bağlanmış düğüm düğüm nadanım
Bağrımda boğum boğum nalanım
Zarımdan eriyorsan feraha
Çeyizin kefenimdir düz beyaz

Belki de şunca kelam boşuna
Gider mi salâm duysan hoşuna
Varmadan uyku tutmaz sabaha
Uzatmak geceleri farzdır farz

Bir gülsen teneşirde gülerdim
Ayıkıp tabuta diş bilerdim
Layıksa naşım dahi ikraha
Haykırış nazarında yüz niyaz

Özrünü sakınırım sermeye
Her şartta sadakattir sermaye
Vurursan can evimden hem daha
Yoluna mezarımı hazla kaz

Sızlanır bir garip kul ah ile
Ahını arz edemez cahile
Kibirin taş çıkartır mizaha
Eşkalin kabir taşım çiz mümtaz

Çözemez muamma mı hokkabaz
Cenazem düğün bayram imtiyaz
Son arzum, ya yadında boz vaha
Ya türbem, nisyanında buz ayaz

Toyluktan felek çabuk kocattı
Kahırın mameleki harcattı
İflasım mührolurken matraha
Yattığım toprağımda tozum hacz

Eriştin mecalimin burcuna
Yetişmez saysam cümle borcuna
Kavlimin bu kalktığı an şaha
Yarama nara nara tuz mecaz

Nidama vermemişsen ses-seda
Ölürsem diyemeden elveda
A ahraz öğren var da dergaha
Sıratta gitmez olur diz cambaz

Merhamet bulunmaz mı mayanda
Gömdüğün boşluk oldu payanda
Acıyıp bencileyin ervaha
Sayemde hiç mi için cızlamaz

Her âzâm özleminle sayıklar
Dikilmiş hücre hücre kıymıklar
Çekilmiş ilmek ilmek tezgaha
İniler dokundukça tiz cihaz

Tasamın mübtelası marazın
Pusuda kör insafsız garazın
Salmazsan şu yasımı felaha
Beyhude yüzbin salın gez hicaz

Hilene umutla göz yumarım
Hala mı sende vicdan umarım
Zulümün aman vermez ıslaha
Azığın iki cihan köz fetbaz

Aşkettim dizi dizi elfazı
Şahidim imam haham papazı
Sağırsan kalbimdeki eyvaha
Şanındır dört kitapta yoz yobaz

Kisvende kerametler arama
Gadredip katran döktün karama
Dönerken sema ya da semaha
Kim dedi gururumu ez bağnaz

Pek sakin dışın lakin iç haylaz
Körüğün harlar külü, kor alaz
Her daim munissende hayrhaha
Şöyle bir gelir gider vız vaaz

Beklerim görüşelim mahşerde
Hayır-şer sandık sandık beşerde
Hesabım görülürken allaha
Hakkında dert yanmam mı az biraz

Ne fayda pişman olsan mizana
Uğrattın yazı gelmez hazana
Boyunca batmadanca günaha
Göçmeden dilekçeme yaz cevaz

Denizin ateş olup kavursa
Gemimi rüzgar-tufan savursa
Dalarım gözlerinde berzaha
Kaynar su aramızdan sızamaz

Iradı mecnun kerem yarinden
Dağ geçer ferhat geçmez şirinden
Sevdalar bir döndü mü essaha
Akıtır şakır şakır feyz avaz

Maksadım aştım yurtta serhatta
Gazelde barak bozlak hoyratta
Toplaşıp dadaş gaggoş fellaha
Payetsin gürcü çerkez laz abhaz

N’edeyim izanına ne deyim
Ya nice diyetini ödeyim
Yaransam derununda küstaha
Dinerdi bende boran güz poyraz

Aşık der kanma lafa pek mahzun
Usanmam, şaka gır gır upuzun
Üşenme koyver hah hah… kahkaha
Uslanmam, mecnun etti fazla naz....
Uslanmam, meczup etti cezble naz....

Yunus Mahzun Güler






Türk Atanın Tüm Çocukları



Ben Türküm,
Coğrafyam Türk dünyasıdır
Bir kısmımla Türkiye’de yaşarım.
Kabıma sığmam, taa.. Asya, Avrupa, Afrika, Ortadoğu’ya taşarım
Ben Türküm;
Avşar, Tatar, Oğuz, Bayat, Yazır, İğdir, Üreğir Eymür’üm
Yörük, Manav, Tüger, Çuvaldur, Cerit, Beydüz’üm
Çepni, Lezgiy, Tahtacı, Terekeme, Kızılbaş, Sarıkeçiliyim
Hazar, Kırım Tatarı, Kazan Tatarı, Abdal, Başkırt Karakeçiliyim
Çuvaş, Kumuk, Yakut, Gagavuz, Şamlı, Şamanlıyım
Harzem, Karaçay, Uygur, Ahıska, Aydınlı, Karamanlıyım
Balkar, Yıva, Begitli, Karabölük, Alkaevli Nogay, Kırgız Kıpçakım
Azeri, Karabağlı, Özbek, Tukirka, Üçok, Çaylak Kırımçakım
Teber, Salurlu, Yerli, Pallık, Sıraç, Nalcı, Karapapakım
Barak, Torbeş, Dodurga, Bayındır, Kınık, Ortakçı, Amuca, Karakalpakım
Torlak, Peçenek, Çıtak, Eybek, Sancaklı, Dobrucalı, Kıbrıslı
Ulayundluğ, Çarukluğ, Beydili, Bedrettinliyim
Dağıstanlı: Avar Dargi, Lakım,
Türküm, Türkmenim,
Türk Atanın çocukları,
İşte bu benim…
Sütümüz, Mayamız, kanımız, hamurumuz aynı
Kendini sayma ayrı gayrı…
Senin ne kutlu adın
Her gün,
Hülyalarımda, düşlerimde yaşadın
Çok hasretlik çektik seninle, çook. !
Kimimize, bağımsızlığımızı çok gördüler
Kimimizi, karakışta Sibiryaya sürdüler
Kimimizi, vatansız dolaştırıp,
Aç, susuz, soğukta, yollarda, savaşta öldürdüler
Kimimizin arasına nifaklar soktular
Birbirimize düşürüp,
Düşmanlarımızı güldürdüler
Kimimizi asimile ettiler
Kültürümüzü unutturup, esir ettiler…
Ayrı kaldık
Hasretinle yandık
Ciğerlerimiz parçalandı lime lime
Yaralarımıza hasret sardık.
Hasretimizi bile kıskanıp
Seni benden uzak tuttular
Unuttuk, unutturdular…
El verelim el verelim
Haydin Türk Dünyasında birleşip
Dilimizde ki,
Yabancı alfabelere son verelim
Yoksulluklar yok olsun
Ekonomik işbirliğinde birleşelim…
…..
Boşnak: Bosnalı, Sancaklı, Müslüman Sırp.Gacal,
Patriyot: Makedonyalı Müslüman, Rum. Macır,
Arnavut: Şiptar, Toska ve Gega, Makedon,
Gürcü: Acar, Kartveli, Kart, Melaşvili, Gurian, İngilo,
Çerkez, Abhaz Kavimleri: Aşıwua, Aşkarıwua, Apsuwa
Adige Kavimleri: Kabardey, Kemguy,Yegerukay, Abadzeh, Şapsığ, Hakuç, Hatukay,
Besleney, Mahoş, Mamhığ, Bejduğ, Jane, Ubıh Çeçen, İnguş, Oset, Natuhay,
Süryani: Türoyo, Qıltu, Mlahsö
Roman: Rom, Çingene, Poşa,
Zaza:Zaza, Dımıli,
Yezidi: İzid, Izdi, İzdi, Azidi, Ezidi, Darsın, Rasni,
Kurmanc, Sorani, Gorani,
Ermeni, Yahudi: farad, Aşkenaz, Rum, Nasturi, Keldani,
Bahai, Sudanlı, Leh, Malakan, Farsi, Hakkani,
Halitat, Dürzi, Zerduşi, Mansuri,
Arap, Pomak, Laz, Hemşinliler, Dağlılar,
Avrupalı, Rus, İranlı, Amerikalı, Afrikalılar…
Bunlarda benim sevenlerim, sevdiklerim
Bunlar da içimizde yaşarlar…
Ne kadar çok dilli
Konuşmalı lehçeli
Kültürlü dinli…
Akıllar başa toplansın
El verelim, el verelim
Olalım senli benli
Onlar bizi sevdikçe
Biz de ayrımsız onları sevelim
Bizlere hainlik ederlere
Hadlerini bildirelim…
Türk soylu Türk Atanın Ulu Çadırında
Türk Milletindenim demek,
Kafatasçılık değil
Ulu Çadır içinde
Bu bir ırkçılık değil
Hep birlikte beraber
Saygıyla ona eğil…
Irkı belli, soyu belli
Dünyadaki yaşı belli
Ötüken’de taşı belli
Ayrıma yok ihtiyacı…
10 bin yıl, başkaca ırkları, barındırmış içinde
O ırkları doyurmuş, kendisi, yarı aç bir biçimde
Devletler yönetirken, onları da, kendinden saymış kendi içinde
Türk Milletinin Türk Atanın tüm çocukları böyledir, o böyle bir asildir işte…
Başka benli, başka tenli
Olalım senli benli
Bizlere hainlik etmeyip
Sizler bizi sevdikçe,
Sizleri biz sevelim
El verelim el verelim
Olalım benli senli
Sizlerde mutlu olun, sizinle benli…

Eey Türk Atanın, tüm çocukları
Daha dün,
Senin için,
Ne hain planlar dövüldü, çaşıtların örsünde
Ne hasretlikler, ne acılar çektin sen de göğsünde
İşte yeni bir yüzyıl
Yeni bir gün
Karanlıktan çıkış var
Bu gün, ay doğdu ay
Bundan böyle,
Sende, her gününü Nevruz say
Erit demir dağları ateşinde bir defa daha
Çık Ergenekon kapanından çiçeek çiçek
Döv demirini,
Şekillendir çekicinle kendi örsünde
Türkün yeniden doğuşunu,
Birliğini, beraberliğini, gücünü dirilişini
Düşmanların, hissetsinler göğsünde
Yeniden dünyaya gelişini…
Ey Türk Atanın hasret çocukları
Birbirimizi kıskanmayalım
Tek bedende
Tek yürek, tek bir vücut
Tek bir güç olalım
Ayrılık tohumlarıyla
Sararıp solmayalım…
Mutluluklar bizi bekler
Tek alfabe tek ekonomi
Beraber birlik olalım…
Türk Atanın tüm çocukları
Bayramlarım, destanlarım, boyum soyum biçim biçim
Hepsi birdir bizim için…
Ben
Türk Dünyasından bir badeyim
Alın için
Mutluyum, Bahtiyarım Zadeyim ziyadeyim
Ayrılıklarımız niçin
Seni çok ama çook seviyorum…
Türk Atanın tüm çocukları
Canım feda senin için
Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için…

Erdal YILMAZ 21 Mart 2012 Kayseri

Erdal Yılmaz





İŞTE HAYATIM…ikinci.bölüm



Belki de sokakta oynuyorken sen,
Yalnız ve küçüktüm,Erzurum’da ben…
Baba yooook! Anadan çok uzaklarda! .
Eksi otuzbeşte,ya da kırklarda…
İçime çektiğim buz gibi soğuk…
Bu yüzden sesimiz çıkardı boğuk…
Dayandım,ne olsa,kaynardı kanım,
Sen yoktun,bitanem,güzelim,canım..
Sağlık sebebiyle ayrıldım ordan..
TRABZON yemyeşil,eser yok kardan…
Hayranlıkla donup kalıyor biran,
KABAKTEPE’sinden bakınca insan..
Deniz,tıpkı gümüş tepsi misali,
Bu güzelliklerin yoktur bir eşi..
SOĞUKSU tepesi,görmeğe değer,
Sevdalanırdın bir görseydin eğer…
Çamlık tepesine ordan geçerdik,
Kisarna suyunu tasla içerdik..
ATAMIZIN KÖŞKÜ,bir şaheserdir..
Görülmek gereken engüzel yerdir..
Şehzade Yavuz’un sultan annesi,
ATAPARK içinde durur türbesi..
Otobüsle çıkıp,şöyle gezerdik,
HAMSİKÖY’de balık ve sütlaç yerdik…
İnişte,MAÇKA’da verirdik mola,
Bisikletle devam ederdik yola…
ZİGANA GEÇİDİ,kışın bir belâ! ..
Kartallar yuvası gibi SÜMELA! ..
Geçit yol verince, CENNET misali,,
Yemyeşil çamların yoktur emsali..
Ellili yıllarda öğretmen oldum…
BOLU’ya giderken,gurur doluydum…
DÜZCE’de,lokalde yemek verildi,
“Sen de konuş.! ” diye ısrar edildi…
Yeni tanışmıştık,eh,olur, dedim,
Kalkıp,irticalen şöyle söyledim:

(Gelmişim,işte BOLU’m,talihim,hayat yolum;
Yâr’i sarmadan kolum,indim şirin Düzce’ye…
Yâr ayrı,işim ayrı..Yâr’in yok zaten hayrı..
Vazifem daha ayrı..İndim şirin Düzce’ye…)

Şerefime herkes alkışa durdu,
Masada heyecan taaa dibe vurdu! ..
Düzce,GÜMÜŞOVA,eşsiz bir yer’di..
Orada çalışmak mutluluk verdi..
BİRBİRİNDEN GÜZEL ABHAZ KIZLARI! ..
Gözleri masmavi,saçları sarı…
Bakmadım onların güzelliğine,
Ne tombul,ne zayıf,ne incesine…
KIŞLA,ÖRENKÖY’de annem de vardı..
Evlendirmek için pek heceskârdı…
Mürüvvetrimi hep görmek isterdi,
” Ben ölmeden,nolur,evlensen..” derdi…
Evlenmek olur mu,öyle rastgele? .
Vatan görevimi yapayım hele,
“.Hadi,öyle ise,git te yap sen de..
Hastayım,yaşlıyım,zaman yok bende! .”
Diyerek durmadan israr ederdi..
Askerliğime hemen o karar verdi…
Kıyamayıp,gittim,hoş olsun diye…
Zavallı anacım üzülsün niye? ..
Atış okulunda POLATLI’daydım…
Yedek sunaylıkta ben AĞRI’daydım…
DOĞUBEYAZIT’ta karargahtaydım…
İşim ağırdı da,biraz zordaydım…
Dar potinden tırnaklarım batmıştı! ..
Sıkıntım üstüne acı katmıştı…
Üsteğmen bir doktor,söktü revirde…
Uyuşturmak yoktu eski devirde…
At üstünde apandisit patladı,
Ameliyat zordu,acım katladı! .
” Hadi artık evine git! ” dediler,
Tebdil hava verip-terhis ettiler…
Ondansonrasında ANKARA’daydım..
Arada-sırada,barda-sazdaydım…
BİR DOSTUN EVİNDE TANIDIM SENİ…
YILDIRIM ÇARPMIŞA DÖNDÜRDÜN BENİ ..
AŞIK OLDUM SANA..SENİ ÇOK SEVDİM..
Anneme anlattım,övdüm,methettim..
ANACIM,GÖRÜNCE HAYRAN KALMIŞTI..
Seni pek beğenmiş,pek hoşlanmıştı..
“.Kaçırma bu kızı! .Evlen! ..” demişti..
Anam bilmezdi ki,çarpılmışım ben ..
Tutuşmuş yüreğim,yanıyor zaten! ..
İnci dişlerini gördüğüm o an…
İNAN Kİ HAYATIM OLMUŞTU DUMAN ..
SAÇININ TOPUZU MESTETMİŞ BENİ! ..
YILDIRIM AŞKIYLA SEVMİŞİM SENİ! ..
Nereden bilsin ki zavallı anam? ..
Oğulcuğu yanmış! .Bırak ki yanam! ..
Masum bakışının esiri oldum,
Vermezlerse? ! diye sararıp-soldum..
ALLAHIN İZNİYLE bir yuva kurduk…
Oradan-oraya gezindik-durduk…
Gittiğim heryerde artık sen vardın,
HERZAMAN,HERYERDE,HEP YANIMDAYDIN…
Seninle yaşadık,ondan sonra hep,
Hayatı sevmeme sen oldun sebep…
Elliyıl,heryerde,hep beraberiz…
MEVLA’ya birlikte şükür ederiz…
“.Nasıl anlatayım size SİVAS’ı..? ”
Tezektir yapısı b ….tur sıvası…”
SİVAS günlerimiz sürdü iki yıl,
HAYLİ DE SIKINTI ÇEKTİK MUTTASIL…
ikinci bölüm sonu

Mehmet Cemalettin Bayhan